Kürd Araştırmaları Dergisi’nin Türkiye’de gündemden düşmeyen “Irkçılık” meselesini ele aldığı on beşinci sayısı çıktı.
Derginin son sayısında Ayşe Günaysu, Gülistan Yarkın, Cihan Roj, Ramazan Kaya, Hatice Çoban Keneş, Eray Çaylı, Fırat Aydınkaya ve Ulaş B. Cihan’ın makalelerine yer veriliyor.
”Türkiye’de ırkçılık eğer bir sektöre benzetilseydi, bu fırıncılık sektörü olurdu.” denilen Editör’den başlıklı yazıda,” Ekmek çıkaran fırınlar gece de dahil neredeyse günün her saati canlı ve faaldir. Türkiye’deki ırkçılığın doğası da böyledir, günün her saatinde faal ve akışkandır. Irkçılık her şeyden önce bu toplumda bir ekmek kapısıdır. ” ifadeleri kullanıldı.
Editör’den köşesinde öne çıkan görüşler şöyle:
*Türkiye’de en kolay olunan şey ırkçı olmaktır. Bazen bir küfürle, bazen bir bakışla, bazen bir şaka ile hatta bazen bir fıkra ile ırkçılığınızı alenen sergileyebilirsiniz. İşin daha kötüsü kahir çoğunluk bunu yadırgamaz, bunu doğal bir hak görür. İyi de nasıl olur da bir toplumda ırkçılık bir hak kategorisinde görülebilir? Neden ırkçılığa karşı tek bir fren mekanizması dahi yok? Bu ülkede kültür teorisi, dinsel yorumlar, modern eğitim kurumları, neden insanları ırkçılıktan bağışık kılmak yerine teşvik ediyor?
Bugün ırkçılık bir dip dalga olarak yeniden üretiliyor. Kürtlerin ulusal haklarına uzanma ihtimali ırkçılığı bir savunma efekti olarak tekraren gündemleştiriyor. Şu açık ki, ırkçı reaksiyonlar geniş kitlelere umut veriyor, kitlelerin haksızlığa uğramışlık duygusunu tamir ediyor. Nitekim dünyayı kasıp kavuran yeni sağ popülizm, ırkçılığı bir hak olarak sunuyor.
Öte yandan kabul edelim ki, Türkiye’deki ırkçılığın ayak bastığı esas zemin Kürtlerin hakları ve Kürdistan’dır. Bundan sebep mevzu bahis Kürtler olduğunda her daim emir kipi ile buyururlar. Kürtlerden her bahsettiklerinde ya nesneden, ya eşyadan, ya da aşağılık bir şeyden bahseder gibi bir söylem tuttururlar. Nitekim benzeri bir durumu Sartre da fark etmişti, Amerikan toplumundaki ırkçılığı eleştirirken demişti ki, siyahilerden her bahsettiklerinde siyahiler onların gözünde ayakkabı, valiz, makine veya asansör olarak canlanıyor.
Hasılı ırkçılık, Türkiye’de devlete verilen bir topuk selamıdır. Bir de unutmamalıyız ki Türkiye’deki ırkçılık sıradan, spontane bir ırkçılık değildir; kurumsal bir ırkçılıktır, kolonyal bir kurumlaşmanın içinden üretilir.
Bu sayımızı şimdilerde bazen bir muhalefet networkü, bazen de muktedirin fantezi endüstrisi haline gelen ırkçılık konusuna ayırdık.












