2026 FIFA Dünya Kupası 11 Haziran’da Mexico City’deki Azteca Stadyumu’nda başlıyor ve daha ilk günden tarihe geçmeye hazırlanıyor. İlk kez üç ülke, Amerika, Meksika ve Kanada birlikte ev sahipliği yapıyor. Takım sayısı 32’den 48’e çıktı, 39 gün boyunca tam 104 maç oynanacak. Yani şimdiye kadarki en kalabalık, en uzun turnuva bizi bekliyor.
Geçmişe bakınca tablo aslında oldukça net. 1930’dan bu yana düzenlenen 22 turnuvada kupayı yalnızca sekiz ülke kaldırabildi. Brezilya 5 şampiyonlukla zirvede; onu 4’er kupayla Almanya ve İtalya, 3 kupayla Arjantin izliyor. Fransa ve Uruguay ikişer, İngiltere ile İspanya birer kez kazandı. İlginç bir ayrıntı: Brezilya, bu yıl dahil 23 turnuvanın hepsine katılan tek ülke. Yani Dünya Kupası’nı bir kez bile kaçırmamışlar.
Bu Yılın Favorileri
Turnuva neredeyse başa baş iki favoriyle giriyor. İspanya +450, Fransa ise hemen ardından +480 oranla başı çekiyor. İngiltere +650 ile ilk üçü tamamlıyor, Brezilya +750 ile Avrupa dışındaki en iddialı isim. 2022 şampiyonu Arjantin ise +900 oranla, Brezilya’nın 1962’den beri kimsenin başaramadığı üst üste şampiyonluğun peşinde. Portekiz, Almanya ve Hollanda da bir alt sırada bekliyor.

İspanya’nın bu kadar öne çıkması tesadüf değil. 2024 Avrupa Şampiyonu olarak ciddi bir momentum taşıyor ve De la Fuente, dünyanın en keyifli futbolunu oynayan uyumlu bir takım kurdu. Tek soru işareti, genç yıldız Lamine Yamal’ın sağlık durumu.
Fransa ise bana kalırsa kâğıt üstünde en güçlü kadroya sahip takım. Mbappé olgunluk çağında, Dembélé son Ballon d’Or sahibi, Deschamps’ın da oturmuş bir sistemi var. Hücumu tartışmasız; tek zaafı, ara ara aksayan savunması.
Kimin Eli Daha Güçlü
Kadro derinliğinde üç takım öne çıkıyor. Arjantin’de Messi’nin yanında Julián Álvarez, Enzo Fernández ve Lautaro Martínez gibi isimler var; turnuvanın en yetenekli kadrolarından biri. Üstelik kazanmayı biliyorlar, eleme turlarının baskısını taşımakta çok az takım onlar kadar rahat ve kalede Emiliano Martínez gibi bir güvence var. Riskleri ise yaşlanan çekirdek kadro ve Messi’nin artık daha geride bir rol üstlenmesi.

Brezilya’da ise Vinícius Júnior, Raphinha ve Marquinhos hem hücumda hem savunmada elit bir kalite sunuyor. Ama 2002’den beri süren kupa hasreti, bu takımın sırtındaki yükü her yıl biraz daha ağırlaştırıyor.
Sürpriz Yapabilecek Takımlar
Bence birkaç takım favorileri terletebilir. İngiltere oranlarda favori sayılmasa da Tuchel yönetiminde dengeli ve olgun bir kadro kurdu; Kane ve Rice kariyerlerinin en iyi formunda. Doğru eşleşmeleri yakalarsa finale kadar gidebilir. Portekiz, çift haneli oranına rağmen yıldızlarla dolu ve hafife alınmamalı. Norveç ise tam bir kara at; Haaland’ın gol gücü tek başına bir takımı turdan turlara taşıyabilir. Hollanda ve Uruguay da grupları geçtikten sonra kimsenin karşısına çıkmak istemeyeceği takımlar.
Bazı analistlere göre, herkesin favori gösterdiği Arjantin çeyrek final civarında erken veda edebilir, Brezilya ise uzağa gidip yine de kupayı kaldıramayabilir. Yani favori olmak bir şey, kupayı kazanmak bambaşka bir şey.
Tarihin Unutulmaz ve Bir o Kadar İlginç Anları
En çok konuşulan anlar çoğu zaman finallerde değil, hiç beklenmedik saniyelerde yaşandı.
Bunların başında 1986 Meksika’daki Arjantin-İngiltere çeyrek finali geliyor. Maradona o maçta sadece 4 dakika arayla iki gol attı. İlki, topu sol eliyle ağlara gönderdiği ve sonradan “Tanrı’nın Eli” diye anılan o tartışmalı goldü; hakem de yan hakem de görmedi, VAR henüz icat edilmemişti, gol sayıldı. İkincisi ise topu orta sahada alıp 60 metre boyunca beş İngiliz’i geçerek attığı, 2002’de FIFA anketinde “Yüzyılın Golü” seçilen goldü. Aynı adam, aynı maç, dört dakika.
Bir diğer efsane an 2006 Berlin finalindeydi. Fransa, İtalya’yla karşı karşıyaydı. Zidane kariyerinin son maçında 7. dakikada penaltıdan golünü attı, ama skor 1-1’e kilitlenip uzatmalara gitti. 110. dakikada Zidane, Materazzi ile yaşadığı laf dalaşının ardından kafasını İtalyan oyuncunun göğsüne indirdi ve kırmızı kart gördü. İtalya penaltılarda 5-3 kazanıp dördüncü kupasına ulaştı. Zidane futbolu bir kırmızı kartla bıraktı. İşin tuhafı, kariyeri boyunca 14 kırmızı kart görmüştü ve bunların 12’si tahrik sonrasıydı.
Biraz da gülümseten rekorlar var. Tarihin en gollü maçı 1954’te oynandı: Avusturya, Dünya Kupası’nda İsviçre’yi 7-5 yendi ve maçta toplam 12 gol atıldı. Bu rekor bugüne kadar kırılmadı. Üstelik maç 40 derece sıcakta oynandı ve iki oyuncu birden hat-trick yaptı. İsviçre ilk 20 dakikada 3-0 öne geçmiş, sonra her şey çığırından çıkmıştı.
Bir maçta en çok gol atan oyuncu ise Polonyalı Ernst Wilimowski. 1938’de Brezilya’ya karşı tek başına 4 gol attı, üstelik henüz 21 yaşındaydı; bir Dünya Kupası maçında üçten fazla gol atan en genç oyuncu olarak tarihe geçti. Ama ilginç olan şu: takımı o maçı yine de 6-5 kaybetti. Dört gol atıp yenilen bir adam.
Türkiye 2002’den bu yana 24 yıl aradan sonra yeniden Dünya Kupası’nda
Türkiye, 2002 Japonya-Güney Kore’de üçüncü oldu. O turnuvada bir rekor da kırıldı: Hakan Şükür, üçüncülük maçında Güney Kore’ye karşı 11. saniyede gol attı ve bu, Dünya Kupası tarihinin en hızlı golü olarak hâlâ duruyor. Türkiye maçı 3-2 kazandı. O günlerin millî kahramanının hikâyesi sonraları bambaşka bir yöne evrildi. Futbolu bıraktıktan sonra siyasete girdi. 2015’ten bu yana ABD’de yaşıyor; Türkiye’de hakkında FETÖ üyeliğinden dava açıldı, mal varlığına el konuldu ve birçok kesim tarafından vatan haini olarak görüldü. Bir zamanın alkışlanan ismi, bugün ülkesinde son derece tartışmalı bir figür. Bu yıl ise Türk millî takımı, 2002’den bu yana 24 yıl aradan sonra yeniden Dünya Kupası’nda olacak.
Gol Rekorları
Gol krallığında da sonuç şaşırtıcı. Tüm zamanların en golcüsü Pelé ya da Maradona değil, Almanya’dan sessiz sakin Miroslav Klose. Dört turnuvaya yayılan 16 golle zirvede: 2002’de 5, 2006’da 5, 2010’da 4 ve 2014’te 2. Rekoru, 2014’te Brezilya’nın 7-1 yenildiği o akıl almaz yarı finalde kırdı ve dört ayrı Dünya Kupası’nda gol atan tek oyuncu oldu. Onu Brezilyalı Ronaldo 15, Alman Gerd Müller 14 golle izliyor. Pelé 12 golle altıncı sırada ama 3 kupayla en çok şampiyonluk yaşayan oyuncu olarak hâlâ kimseye kaptırmadığı bir rekoru elinde tutuyor.
Tek turnuva rekoru ise neredeyse 70 yıldır yerinde duruyor. Fransız Just Fontaine 1958’de tek bir Dünya Kupası’nda 13 gol attı. Mbappé bugün 27 yaşında ve 12 Dünya Kupası goluyla, aktif oyuncular arasında bu rekoru zorlayabilecek en yakın isim.
Bu yıl rekorların düşme ihtimali her zamankinden yüksek. 104 maçlık genişletilmiş format daha çok gol fırsatı demek. Uzmanlara göre turnuva yeni bir toplam gol rekoru kırabilir, hatta formda bir golcü Fontaine’in 68 yıllık rekorunu ilk kez ciddi şekilde tehdit edebilir.
Kimlik, Futbol ve İki Oyuncunun Hikâyesi
Bu turnuvada iki oyuncu var ki, hikâyeleri futbolun aslında ne kadar futboldan ibaret olmadığını anlatıyor.

İlki benim gönlümün de yanında olduğu isim: Almanya forması giyen Kürt futbolcu Deniz Undav. Sıkı takipçisiyim, her golünde içim cız eder. Almanya’da doğdu ama ailesi Urfalı, kendisi Kürt ve Ezidi. Yolu da tam bir masal aslında. Dördüncü ligden başladı, Belçika’ya gitti, orada gol kralı ve yılın futbolcusu oldu, sonra Brighton’la Premier Lig’e, en sonunda Stuttgart’la Bundesliga’ya geldi. Almanya ile Türkiye arasında seçim yapabilirdi; Almanya’yı seçti.
Üstelik formayı fazlasıyla hak ediyor, çünkü turnuva öncesi göz doldurdu. Finlandiya karşısındaki son hazırlık maçında iki gol bir asist yaptı, takımı 4-0 kazandı. Ondan önceki Gana maçında da 88. dakikada galibiyet golünü o attı. Geçen sezon kulübüyle 25 gol 14 asist yapmış bir adamdan zaten bunu beklersiniz.
Geçen sezon Almanya Kupası finalinde gol attı ve sahanın ortasında halay çekti; o kareler Kürtler için küçük bir bayram oldu. Zaten neredeyse her golden sonra aynısını yapıyor, bir keresinde “attığım her gol halkım için” demişti. İşte burada iş futbolu aşıyor.
Undav her golde, her halayda, dünyanın gözü önünde Kürtleri temsil ediyor. Undav, Bağımsız bir Devleti olmayan 50 milyonu aşkın bir halkı tek başına Dünya Kupası’na taşıyan bir adam.
Tabii bunun bir de acı tarafı var. İstanbul’da bir Fenerbahçe maçından sonra, kendini açıkça Ezidi-Kürt olarak tanıttığı için aylarca süren bir nefret dalgasının ortasında kaldı; tribünden de, ekranlardan da “terörist”, “hain” diye bağıranlar oldu. O ise cevabını hep aynı yerden verdi. Sahadan. Bir gol, bir halay daha.
İkincisi, bu kez Türkiye formasıyla: savunmacı Ozan Kabak. Mardin Derikli Kabak, geçenlerde bir röportajda küçüklüğünden beri evlerinde Kürtçe müzik çaldığını, kendisinin de büyük bir Kürtçe müzik hayranı olduğunu, Mem Ararat ile Rojda’yı çok sevdiğini söyledi. Sadece Kürtçe müzik dinlediğini söyledi diye örgütlü bir linç kampanyasının hedefi oldu; sosyal medyada Türkiye’nin Dünya Kupası kadrosundan çıkarılsın diyenler bile çıktı.
İki oyuncu, iki ayrı forma, ama neredeyse aynı tepki. Biri golünü halayla kutladı diye, öbürü sevdiği şarkıları söyledi diye hedef oldu. Futbol bazen sadece futbol değildir işte; bir ülkenin aynaya bakıp kendini gördüğü an olur.
İki Efsanenin Son Perdesi
Bu turnuva büyük ihtimalle Messi ile Ronaldo’nun son Dünya Kupası olacak. İkisi de altı ayrı Dünya Kupası’na katılan ilk futbolcular olarak rekor kıracak. Ronaldo 41 yaşına giriyor ve kariyerinde kazanamadığı tek büyük kupa için son şansı bu. Üstelik fikstür öyle denk geldi ki, ikisi de gruplarını geçerse 11 Temmuz’da çeyrek finalde Arjantin ve Portekiz karşı karşıya gelebilir. Bu çağın en büyük rekabetinin son perdesi, dev bir maçla kapanabilir.
Maç Saatleri Avrupa ve Kürdistan için problemli
Turnuva Kuzey Amerika’da oynandığı için saatler avrupa ve Kürdistan için biraz problemli. 104 maçın yaklaşık 69’u, Avrupa saatiyle gece yarısından sonraya ya da sabahın erken saatlerine denk geliyor.
ABD’nin doğu yakası maçları 21.00–03.00 arası, batı yakası (Los Angeles, Vancouver, Seattle) maçları ise 04.00–06.00 gibi sabaha karşı başlıyor. Açılış maçı ve final 21.00’de oynanacağı için onları izlemek biraz daha kolay olacak.
11 Haziran’da başlayacak turnuvanın finali 19 Temmuz’da New Jersey’deki MetLife Stadyumu’nda oynanacak.
Gollerin en güzeli Deniz Undav’dan gelsin, kupanın kendisi Fransa’ya. Biji Deniz, Allez les Bleus!











